Yazı Detayı
15 Şubat 2021 - Pazartesi 15:58
 
“Aramıyorum Tanımlayan Sözler”
Sude DERCAN
sudedercan14@gmail.com
 
 

Gözümüzü kapadığımız çok an var; uyumanın ve hayal kurmanın dışında. Kendi güzel masalımızın içinde yaşayıp giderken, her şeyin yolunda olduğunu düşünmek gibi aptalca bir yanılgıya düşüyoruz. Bizim için şartlar kötüleştiğinde ancak kafamıza dank ediyor olanlar. Tepkimizi, birkaç ses çıkarma girişimiyle maskeliyoruz. Gözlerimiz, kamera neredeyse oraya çevriliyor. Kamerayı tutanla gerçekten ilgileniyor muyuz? Kameranın açısına bakmadan, görünenin gerçekliğine, kim, nasıl inandırıyor bizi? Kimi zamansa, söylenen cümlelerin büyüsüne kapılıyoruz. Konuşmak, her zaman iletişimin en mükemmel yolu değildir. Kamera, her zaman en çok acı çekene bakmaz. Basit bir fotoğrafı çekerken bile göze güzel gelmesini isteriz. Eğer çektiğimiz fotoğraf acı bir anı gösteriyorsa, o fotoğrafın aslında umut aşıladığına dair konuşmamız gerekir. Bu aşamada kelimeleri kullanırız işte. Talleyrand, “Sözcükler bize, asıl söylemek istediklerimizi gizlemek için verilmiştir.” der. Bu yüzden fotoğrafın kendisine bakmadan başlığı okuyunca, gördüğümüz fotoğraf, suratımıza aptalca bir gülümseme yerleştirir. Ana sayfamıza rastgele düşen gönderilerin arasında kaybederiz onu. Kameranın tek icraatının bir flaş patlatıp yoluna devam etmek olduğunu düşünmeyiz. Nihayet edilen yardımların, küçücük ellere sıkıştırılmış kağıtlara yazılı oluşunu izleriz. Oysa o küçük ellerin sahipleri “Ayakları çıplakken gözleri dalar düşlere.” Belki, bizim gerçekleştirebileceğimiz düşlere. Biz tekrar ve tekrar kameranın gördüğünden ötesini görmeyi, görebilmeyi düşünmeyiz. Kendi tabularımızın içinde, sadece gözümüzün gördüğü yerlerde yaşamaya öyle çok alışmışızdır ki. Düşüncelerimizin dahi o sınır dışına çıkmasını istemeyiz. Görmediğimizden korktuğumuz için kaybolmaktan korkarız. Bir metafor olarak kaybolmak, bazen düşüncelerimizi netleştirmenin en kolay yoludur. Beynimizi bir şişe, berrak düşüncelerimizi şişe içindeki su ve kafamıza musallat olan o kaybolma düşüncesini suya dökülen kum olarak düşünebiliriz. Önce şişeyi çalkalamanız, kumu havalandırıp bir karmaşa yaratmanız gerekir. Sonrasında su netleşinceye kadar kaybolmanın tadını sürebilirsiniz. Bu, bildiğiniz basmakalıp yargıları unutup, yeni gerçekleri görmeye başlamanın en az acı verici yoludur. Bazen en çok korktuklarımız, bizi en mutlu edenler olur. Bazen en çok düşünmekten kaçtığınız düşünceler, korktuğunuz anılar, çıkış kapısının anahtarını ceplerinde taşırlar. Bazen gerçek bir gülümsemenin doğumu, binlerce gözyaşıyla olur. Bazen aydınlığı bulabilmek için, önce karanlığı tatmanız gerekir.

 
Etiketler: “Aramıyorum, Tanımlayan, Sözler”,
Yorumlar
Haber Yazılımı